11 Kasım 2009 Çarşamba

Fige Ki Ase Me

video

Yemekteyiz programını başından beri takip edenler bilir, arka fon müziğiydi. Esasında çok hoş bir Girit türküsüdür. Bizim ''Disko Disko Partizani'' ile tanıdığımız, Alman DJ Shantel, o albümde yer vermişti bu şarkısına. Hatta Partizan'a bile bin basar açıkçası, öyle söyleyeyim. İnternette uzun uğraşlar sonucu bir Gürcü sitesinde Türkçe çevirisi ile beraber buldum videosunu. Sizlerle paylaşmak istedim. Hazır 3 Aralık 2009 Galatasaray-Panathinaikos maçına doğru erken bir hazırlık olsun fena mı olur hacı ?

10 Kasım 2009 Salı

Anıyoruz

Diyecek pek bir şey yok. Üzüntülüyüz bugün. Belki dışarda güldük ettik ama kalbimiz ağlıyor yani orası kesin. Sabah o sirenleri duyunca, onun aramızda vücudu ile birlikte olmadığını gördüğümüz de bitiyoruz bizde.

Hala düşünceleri aramızda ama. Her ne kadar o düşünceleri sildiremeye çalışanlar olsa da ''nah'' başarırlar bunu.

Özlemle anıyoruz Atam'ızı.

07 Kasım 2009 Cumartesi

I Love This Game


Şu basketbol harbiden güzel oyun. Hani futbolda 2 kalitesiz ekip karşılaşır, maçı izlerken sızar gidersin. Ama yok, basketbol da olmuyor o iş. En sıkıcı 2 takım maç yapıyo olsa bile 1-2 smaç, blok, asist ile hopluyorsun yerinden.

Konyalı Portlandlıları gezerken Boston'ın dün gece ki Suns maçından bir hareketi gördüm. Bu 20 saniyelik video top 5'e bile giremese de gönlümüzün 1 numarasıdır kesinlikle.

ahanda video:

http://www.youtube.com/watch?v=tCNKTdcSSFA&feature=player_embedded

Rasheed gibi önemli bir hamle ile sezona başlamışlardı. Geçen sene yaşanan hayal kırıklığını düzeltmek için de önemli bir hamleydi haliyle. 6-0'la da başladılar. Tabi daha önemlisi KG ve Allen'ın takıma katıldığı ilk senedeki gibi ciddi olmaları. Her rakibi ciddiye alıp, asıl önemli olan şeyin savunma olduğunun bilincindeler.

KG geçen sezonun neredeyse yarısını da oynamadı. Onun gibi bir adam bunun öcünü iyi şekilde alır.

Şampiyonluk adayım da bu sezon Boston. Tabi KG'nin sağlam olması şartıyla. Gözündeki ateş yeniden belli mi oluyor ne?

01 Kasım 2009 Pazar

Sarı Kart !


http://pennearabiata.blogspot.com/2009/11/rijkaard-kart-istemekte-hakli-mi.html

Önce videoyu izlemek gerek.

Çok tartıştık aslında. Her zaman, her yere yapıştırdık '' futbolu bizden daha iyi biliyor'' diye. Bu sefer güldürdü bizi o kıvırcık saçlı.

Basın ve tabelacı kesim ona hala ona sövedursun, bizler onun arkasındayız.

O hayranlıkla izlediğimiz Barça'nın yaratıcısı adam gelmiş bizim çevirmenle şakalaşıyor, onu eleştiren basının gülmesine yol açıyor . . .

Bazen her şey 3 puan değil işte. Varsın bu sezon sonuncu olalım ama Rijkaard bu takıma küsmesin. Antremanlara gitmek onun için eziyet olmasın. O her maçın ardından espri yapsın, mutlu olsun. Hakediyor çünkü. Başarıyı hepimizden çok istiyor. Bazı kolpa kesime, ''Barçayı bende şampiyon yaparım'' diyen tiplere kanıtlaması gereken bir şey var çünkü.

Yürüyedur Rijkaard. Çevirmene rağmen ! :D

31 Ekim 2009 Cumartesi

Şerefsizler !

http://vermante.blogspot.com/2009/10/kisiliksiz-serefsizsiniz.html

Video burada.

Bir insan için kolay kolay sert konuşmam. Yani sevmem, küfür ederim ama ölsün, gebersin demem asla. Ercan ve Metin ayısı için bu sefer ağır konuşuyorum. Linç edilsin şerefsizler.

Ercan zaten şerefsizdi, bunu açıklamıştı daha önce de. Metin Hayvanı fanatik Fenerli olsa da pek bulaşmıyor gibiydi bu işlere yada ben takip etmediğim için bilmiyorum. Ama artık gördük ikisinin de gerçek yüzünü. Metin'in tipe bakıyorum bir daha, gülüyorum yani, diyecek başka bir şey yok.

Bir de utanmadan ''girme'' muhabbeti yapıyorlar ya, orada bittim tamamen.

En kötü tarafı bu Ercan hürriyette spor anlamında en yetkili kişi oldu. Bu herif oldu yahu? Hürriyet direk tarafını belli etti. Nerede tarafsız basın?

Diyeceğim son şey;

Allah belanızı versin . . .

30 Ekim 2009 Cuma

Flashback

















Bu takıma sadece güvenin.Sabır kelimesini kullanmıyorum bile ...

29 Ekim 2009 Perşembe

Bülent basghaaaaan !!


Bülent Uygun'un Bursa Nilüferspor'un başına geçtiğine yönelik haberler var forumlarda.Misal tribündergi,hatta linkini de verelim.Haber doğruysa derine ineriz ama şimdilik bu kadar.Söz sende Birand.

TobiAslan !


Yıllar önceydi . . .

Geçen bir sezonun ardından, takım yöneticileri gelecek sezon adına çok umutlu konuşuyor, yeniden yapılanacağız, kaliteli isimler gelecek, yıldız oyuncular gelecek diye sözler veriyordu.

Linderoth, Lincoln, Nonda gibi isimler katıldı tabi kadroya. Burada genelde her taraftarın ilgilendiği isim Lincoln ve Nondaydı. Tabi bende Linderoth'dan önce ''Lincoooolllnnn oluuuum'' modundaydım. Kim takardı ki Linderoth'u? Lincoln gelmiş, Nonda gelecek. . .

Ben Linderoth'a sevinmiyordum çünkü futbolu sadece telegol izleyerek biliyordum. Pek internet kültürüne sahip değildim o yıllar. Sahip olsam da genelde NBA siteleri oluyordu bu internet ortamı.

Linderoth'u tanıyan, maçını izlemiş herkes, en az Lincoln transferi kadar sevindi bu habere, o kesin.

Neyse,

Sezon başladı, ben ve benim kafa yapısında ki her taraftar ''Lincoln frikik çakacak mı?'' sorusunu soruyordu arkadaş çevresine. Tabi 1 hafta geçti, 2 hafta geçti bir Linderoth gerçeği çıktı ortaya. Eski maçlarını izledik, ligde ki maçlarını izledik elemanın harbiden sağlam olduğunu öğrendik.

Tam Linderoth'u tutup getiren kişilere teşekkür etme moduna girecektik ki sezonu kapattığı haberi ile şooook olduk.

Nasıl olurdu ki bu? Tam adamı severken, başarılarını öğrenirken?

Tabi hala umutluyduk. Gelecek sezon 1-2 transfer daha yapılır, şampiyonluk ve avrupada başarı gelir...

O hayaller olmadı işte. Lig şampiyonluğu bölümü olsa da avrupada başarı bölümü gelemedi bir türlü. Hep Linderoth gelecek diye bekledik, onun dışında herkes geldi, gitti.

Taa ki 1 hafta öncesine kadar.

Sabah kalkıp galatasaray.org'da tam kadro antreman konulu yazıyı görünce, tamam dedim, oldu bu sefer. 4-5 teknik direktör değişti, hiç biri Linderoth'dan yararlanamadı, öyle kötü bir durum işte.

Dün ilk defa bu kadar uzun sürede saha da kaldı TobiAslan. Nasıl mı oynadı? Tamamen aradığımız orta saha gibi. Pas yapsın, oyunun iki yönünü de müthiş oynasın, hırslı olsun, ayağı top yapsın vs vs.

Daha ilk maçında hepsini yaptı. Belki rakip çok güçlü bir rakip değildi fakat beklediğim, özlediğim, görmek istediğim Linderoth sahadaydı. Attığı uzun paslar, topa ettiği zamanında müdahaleler, hırslı oyun...

Bu sefer 'harbiden' olmuştur umarım. Gelecek sezonun transfer listesini yaparken ''-defansif- orta sahayaaaaa'' diye cümleler kurmayalım artık.

Unutmadan;

Tekrar hoşgeldin TobiAslan!

27 Ekim 2009 Salı

Uykusuz Geceler !


Ve uzun süredir beklediğimiz, ''hadi ama laaan'' diye söylendiğimiz, uğruna ''okula/işe uykusuz gitmek istiyorum'' diyerek kendi kendimize eziyet ettiğimiz NBA artık başlıyor.

Gecenin Maçları:

Cleveland Caveliers-Boston Celtics
Dallas Mavericks-Washington Wizards
Portland Trail Blazers-Houston Rockets
L.A Lakers- L.A Clippers

Güzel maçlarla da başlıyor NBA. En azından ''derbi'' diyebileceğimiz Lakers-Clippers, Cavs-Boston, Portland-Houston maçları oynanacak ilk gece.

Not: Okuyan Minnesotasever varsa ilk maçımız yarın gece Nets ile. Büyük ihtimal vermez TV.:)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Seviyoruz !


Maç hakkında uzun uzun yazılar yazmaya, taktiği konuşmaya, bireysel olarak oyuncuları incelemeye pek gerek yok. Maç sonu Rijkaard'ın sözlerini koyalım yeter heralde.

''Maçı kaybettik, istediğimiz gibi olmadı. Özellikle maçın başında tansiyon çok yüksekti, futbolcular çok gergindi. 1-0'dan sonra toparlandık ve maça geri döndük diyebilirim. Maç 2-1 olduğunda hala başaracağımıza inancımız en üst seviyedeydi. 10 kişi kalmamıza rağmen çok önemli pozisyon bulduk beraberlik için. Özellikle böyle önemli, böyle zor bir maçta uzun dakikalar boyunca 10 kişi oynamak çok zor oluyor''

''Uzun bir yolumuz var ve şampiyonluk yoluna inanıyorum. Mutlaka kendimizi geliştiriyoruz. Her maçı izleyip, daha ileriye gitmeye çalışıyoruz''

''Puan kaybedilmişse bunda benim de hatam vardır''

''Dışarıdan plan A, B, C diye konuşmak çok kolay. Taktik konuşmak istiyorsanız teknik direktör kursuna gidip, teknik adamlık yapabilirsiniz''

Sezon başından beri hala Rijkaard'ın bu ülkeye gelmesine inanamayan tayfadan olduğumu belirtmiştim. Artık o tarz cümleler kurmayacağım. Diyeceğim tek şey, bu adama gerçekten tapıyorum.

Sezon başından beri üstüne gelindi, artık o da patladı. Kendisine sonuna kadar güveniyor, yönetimin de en az bizler kadar güvenmesini istiyoruz!

Varsa aramızda tabelacılar, defolup gitsinler.

25 Ekim 2009 Pazar

Maçın Özeti

Genel de derbilerden sonra bir taraf kesinlikle söver hakeme. Fakat bu sefer ''hakem iyiydi'' diyen bir fenerli görürsem tekme tokat dalarım, o kadar açık yani.

Kazım hayvanı 50 kere faul yaptı, 50sinde de sakin ol diye uyardı ve pozisyonu geçirdi. Ofsayt olan ilk golü görmedi - tabi yardımcının da hatası var-, penaltıyla uzaktan yakından alakası olmayan bir pozisyona penaltı çaldı, Emre'nin Ayhan'ı biçtiği pozisyonda dönüp alkışladı diye Ayhan'a kart gösterdi.

Şimdilik aklıma gelen sadece bunlar. Eminim bu at hırsızının yaptığı saçmalıklar vardır.

Onu geçtim Ayı Volkan, Semih ve çetesi geçen sezon ki Galatasaray maçından sonra konuşmuştu '' bu tip olaylar sadece Sami Yen'de oluyor'' diye. Şimdi çıkıp ne diyeceksiniz ey şerefsizler? Yardımcı hakem, Servet, Arda, Elano kısacası herkese aynı şey.

Ve bu denyolar maçı daha başlamadan bitirmişti. 1 hafta boyunca Fener'in Galatasaray maçı için taktik falan çalıştığını düşünmüyorum. Koca hafta boyunca çalıştıkları tek şey; oyuncuları nasıl oyundan düşürürüz.

Ve başardılar da yani. Daha maç başlamadan At Hırsızı ( 2 ) Baroni Arda'nın üstüne giderek maçı kopardı. Onu geçtim ilk dakikada Baros'u sakatlamalar, maç boyunca Elano ve Keita'nın üzerine gitmeler.

Bu iş artık klasik yani. fenerlileri tebrik falan etmiyorum, Oğuz Şarvan ve ekibini tebrik ediyorum. Maç, skor istediğiniz gibi oldu tamamen. Alın kıçınıza kına yakın!

Ama unutmadan 2 şey söyleyeceğim.

-Her Kadıköy'ün bir Sami Yen'i de var!

-Ekimler sizin, Mayıslar bizim!

Engelsiz Aslanlar Tarih Yazıyor !


Bu haklı gurur için bir kez daha teşekkürler Engelsiz Aslanlar !

23 Ekim 2009 Cuma

3'de 3 Olsun Lan !


Uzun zamandır adam akıllı bir post giremediğimin farkındayım. Özür niyetinde söyleyebileceğim bahanelerim de yok. Haliyle şu blogu takip eden kişiler varsa onların aflarına sığınıyorum.(z)

Bu özür kısmını fazla uzatmadan şu 3 maçlık periyoda kısa bir bakış atalım istiyorum.

Galatasaray-Trabzonspor:

Şu 3 ölüm maçının başlangıcıydı, haliyle moral açısından da en önemli maçıydı. Maçın başlangıcını izleyemesem de anlatılanlara göre golden önce gayet baskılı şekilde başlamışız maça. Hatta Rijkaard'da maç sonu röp.'nda ''istediğimiz gibi başladık'' diyerek, bundan sonraki taktikler hakkında da ipucu veriyordu.

O baskıdan sonra gol geldi, 2. gol geldi tam yanımdaki arkadaşa dönüp '' fark olur'' dediğim vakit, klasik Galatasaray golünü kalemizde gördük. Frikikten seken top, rakip kaleciyle karşı karşıya...

Ya ben gözümde fazla büyütüyorum ya da harbiden bu hastalık bir Galatasaray'da var. Top seker, rakibin önüne düşer, gol yenir. Hiddink-Luce-Terim-Rijkaard-Gaal 5lisi gelip teknik direktör olsa takıma yine yeriz bu tarz goller, eminim yani buna.

Neyse,

2-1 ve ardından 2-2'den sonra klasik Okan moduna girdim. Küfürler, klasik çirkef Türk taraftarı vs vs. Evet, burada 5 yediğimiz maçtan sonra sakin olup yazı yazabilen ben, maç sırasında Emre ve Sabrinin 147109471 kat üstü olurum. :)

Allah'tan Rijkaard yine devreye girip skoru 4-2'ye getirdi de bizde derin bir oh çektik. Tabi skor 2-2 iken Serkan'ın kaçırdığı o gol, maçın ve benim hayata dönüm noktamız, orası kesin. :)

Maç sonuna gelirsek yine klasik basın vardı karşımızda. 4 gol atılmış, çok süper olmasa da iyi futbol oynanmış, gelen sorular ''neden bu kadar gol yiyorsunuz?'' Sanene ulan işte. Elbet bu sorular sorulacak fakat maçın hemen ardından değil. Rijkaard'ın yerinde değilim iyi ki. Söverdim, basın gidin lan diyip, evime geçerdim. - Aramızdaki fark bu olsa gerek :) -

3 Puan ceeepteeee.

Galatasaray-Bükreş:

Ahanda beni umutlandıran maç. İddaa'da yatmama yol açan maçlardan biri olsa da, yüzümde gülücükler var.

Utanarak söylüyorum ki izleyemedim maçı. Fener maçını izledikten sonra feci bir uyku, ardından o sıcak yatak. :)

Tabi yine duyuma göre hareket edebiliriz...

Öncelikle çok eleştirilen Elano bu maç güzel oynamış. Türklerin sahada görmek istediği klasik 10 numaradan farklı olarak, pres yapmış, hırslıymış kısacası beklenen Elanoymuş. -mış, muş fazla ona göre :) -

Takım genel olarak da iyiymiş bu bizimkilere moral olmuştur umarım.

3 puan ceepteee.

Fenerbahçe-Galatasaray:

Gelelim hakkında en çok yorum yapılan ama hiçbir yorumun tutmadığı derbiye. Bugün 12414917091 cümle yazsam, biliyorum Pazar gününe hiçbiri tutmayacak. Ama yine de yazacağım bir şeyler.

-----------Leo-----------
------Zan------Servet----
-Sabri-------------Hakan-
------Topal--Ayhan------
----------Elano-----------
--Keita-------------Arda-
----------Nonda----------

Gibi bir 11 ile çıkardım teknik direktör olsaydım. Tabi karar yine Rijkaard'ın, kimi oynatırsa oynatsın, en ufak bir sövme girişiminde bulunamayacağız. Niye böyle bir kadro kurdum onu söyleyeyim şimdi.

Kale ve savunma sakatlık olmazsa böyle olacak gibi, orası kesin.

Orta sahada sağlam bir Linderoth şart fakat oynayamaz o henüz. Onun görevini Ayhan yapar en iyi şekilde. Topal'da Alex'i kitlemekle ve hücumcu 5 oyuncunun açığını kapatmakla uğraşır, görevini de en iyi şekilde yapar, güvenimiz sonsuz. Onların önlerinde ki Elano'yu sadece hırsı yüzünden görmek istiyorum Fenerbahçe maçında. Derbi ve o kendini göstermeyecek isteyecek diğer isimler gibi. O yüzden onun performansına, atacağı uzun toplara, duran toplarına ihtiyacımız olacak kesinlikle. Hele ki stoperler Lugano ve Bilica kesinlikle kaleye yakın yerlerde faul yapacak, bu avantajı Elano'da ki yetenek ile birleştirirsek beklemediğimiz şekilde rahat bir galibiyet alabiliriz.

Forvete ise Nonda'yı koyardım çünkü;

Baros, Bilica ve Lugano arasında çok ezilir. Nonda fiziği ve Fener'e olan aşkıyla bu maçta çoook iş yapabilir. En azından 50 dakika oynatır savunmayı hırpalar, Baros'u sokar Galatasaray taraftarını sokağa dökerim. :)

Maç hakkındaki kafamdaki tek sonuç Fener'in bizi yine yeneceği. Yani büyük ihtimal öyle olur diyorum. Umarım pazar maçtan sonra, ''n'olduuu laaaaaaann'' mesajları ile dolar taşar burası. :)

Biliyorum kopuk bir yazı oldu ama elimden gelenin en iyisini yaptım şuan. İmla hataları, kopukluklar, saçma analizler, hayaller, argolar, espri yapma çabalarım için kusura bakmayın şimdiden. :)

Not 1: Yeniliriz dedim ama derbinin en sevdiğim yönü ''geliyoruuz ulaaaaaaaan'' diyebilmek.
Not 2: Resme iyi baksın fenerli arkadaşlar, elbet bulurlar birşey. :)
Not 3: Harbiden dağınık yazı oldu kusura bakmayın.
Not 4: Futbolu seviyorum.
Not 5: Maça kadar elbet daha analiz yaparız, bunu saymayın analizden. :)

18 Ekim 2009 Pazar

4-3

17 Ekim 2009 Cumartesi

Yapma Love !

''Takımdaki en sevdiklerim'' listesinde ilk 3'e girebilecek bir adam bu Kevin Love.

Karşılığında Mayo'yu kaybetmiş olabiliriz, kendisi bir PF'ye göre kısa olabilir, savunmada çok iş yapmıyor olabilir ama seviyorum bu adamı. ''Neden ki?'' sorusuna verebileceğim ilk cevap ise ''hırsı'' olur büyük ihtimalle. Hangi maç olduğunu hatırlamasam da 6 faulden atıldığı bir maçta, bench'e doğru yavaş yavaş yürürken gözündeki hırsı anlatamazsınız yani. Ağlamak üzere bir halde oturdu yerine, kendi kendine kızıyor. İşte bu yüzden seviyorum bu adamı.

Neyse konuya dönelim tekrardan. Çünkü seviyorum, seviyorum diye devam edersem hakkımda türlü türlü söylentiler çıkabilir. :)

Az önce öğrendiğim bir haber ile yıkılmış durumdayım. Yeni hoca, yeni yardımcılar, yeni sistem, yeni oyuncular derken Love sakatlanmış hazırlık maçında. 1, 1.5 ay oynayamayacak durumdaymış, sol elinde bir kırık varmış.

Hadi sakatlık normaldir de sakatlandığı pozisyonu görseniz daha bi kahrolursunuz. Yok çünkü pozisyonda birşey. Pecherov ile elleri çarpışıyor ve oyuna devam edemiyor.

Sezonun ilk maçlarını kaçıracak şimdi. Hatta şuan çok önemli olan şu hazırlık maçlarında, sezon öncesi idmanlarda bile oynayamayacak. Bu olay genç bir oyuncu için büyük bir eksiklik. Hele ki kendini göstermeye bu kadar meraklı olduğu bir sezonda.

Umarım sakatlık sadece 1.5 ay ile sınırlı kalır. Yani sezonun ortalarına doğru tekrar yaşamaz bu tip bir sakatlığı.

Soru - Cevap

15 Ekim 2009 Perşembe

Erken Bunama?

Bir öğrencinin, Galatasaray ile Real Madrid arasında oynanan UEFA Süper Kupa maçında Gheorghe Hagi ile arasında geçen bir pozisyonu sorması üzerine Roberto Carlos, "Hatırlamıyorum. Futbolda o kadar çok pozisyon var ki; bunların tümünü hatırlamak da mümkün değil zaten. Ancak Hagi, dünyanın en iyi futbolcularından biridir. Ama her pozisyonu aklımda tutamam"

Demiş resimdeki eleman. Henüz o kadar yaşlı değil ama?

Ufak bir özür:
Kluivert'ın fotoyu denyoluğum yüzünden koydum bloga. Tamamen suç bendedir. Özür diliyim siz okurlardan. Uyaran Chao Grey'e de teşekkürler.Fotosunu alıp yanlış yayınladığım lappapzade'den de özür dileriz tabii ki. :D

İmparator

13 Ekim 2009 Salı

Amerika'yı Yeniden Keşfetmek

Milli Takım için şu aralar 2.bir Derwall modeli yapmak tartışılıyor.

Yapabilirmiyiz,gerçekten işe yarar mı kendimce bir bakış açısı olacak bu yazı.

Başlangıç olarak diyecek olursak,dünya üzerinde artık bir Derwall modelini uygulayacak hoca yok.Şu anda aktif olarak çalışan tüm hocalar,takımlar üzerine bir sistem oturtup bu sistem doğrultusunda çalıştırdıkları takımları başarılı pozisyonlara getirtmek üzerine çalışıyorlar.Yani herhangi bir teknik direktör,kendi eline verilen tüm altyapı ve kadro olanaklarını en verimli ve etkili bir biçimde kullanmak üzerine çalışıyorlar artık.

Eskiden'de bu böyleydi ama,hocaların işleri daha kolaydı.Çünkü özellikle 70-80'ler ve 90'ların başında,genel olarak en iyi hücum hattına sahip olan takımlar başarılı oluyordu.Ama günümüze baktığımızda,en iyi takım oyununu oynayabilen takımların başarıya ulaştığını görüyoruz.Yani bir defans ve bir ortasaha oyuncusu bir forvet kadar değerli.Derwall'in Türkiye'ye geldiğinde yaptığı en iyi iş,yapabileceğimiz en efektif hücumu yaptırmak oldu.Zamanında olan ve alttan gelen iyi oyuncularla çok iyi işler yapsak da defans 4lümüzün ya da ortasaha 4lümüzün dünyanın sayılı defans ya da ortasaha topluluklarından biri olduğunu söyleyemezdik.Sadece o zaman iyi işliyordu bu taktik.

Daha önceden dediğim günümüzde tüm hatlarını en etkili bir biçimde kullanan takımların başarılı olduğunu görüyoruz.Dünya'nın en iyi hücumcularına sahip Hollanda'nın son turnuvalarda bekleneni verememesi,Real Madrid'in Barcelona gibi iyi bir hücum hattına sahip olmasına rağmen Avrupa kupalarındaki son yıllardaki başarısızlığı ortada.Yani sonuç olarak bugün daha iyi Arda'lara,daha iyi Tuncay'lara ya da Semih'lere sahip olmamız bir anlam ifade etmiyor.

Bu yüzden gelecek hocanın Fatih Terim'den bir farkı olmayacak.Hüsrana uğramış olsa da bugün Fatih Terim hala Türkiye'nin en iyi,Avrupa'da da isim sahibi olan bir hocadır.Yapabilecekleri de bukadardır.Onun yerine en çok istenilen ve başarıları ortada olan Guus Hiddink'in bile şimdiki sahip olduklarımızla yapabileceği Fatih Terim'den öte olmayacaktır.

Ne yapmalıyız peki.En başta yapılması gereken,Derwall gibi bir sistem yapmaya çalışıp Amerika'yı 2.defa keşfetmeye çalışmak olmamalı.Yapılması gereken araştırmak ve iyi bir altyapı kurmak olmalı.Afrika'da insanlar açlıktan ölürken Fildişi Sahilleri'nden gelen bir altyapı başarısı,İspanya'nın kurduğu sistem,Avrupa'nın küçük ülkelerinden Portekiz'in futbolda nasıl söz sahibi olabildiği,Fransa'nın altyapı sistemi vs. gibi çoğaltabileceğimiz örnekler araştırılmalı ve incelenmeli.Ve bu araştırmalar sonucunda Türkiye şartlarında yapılabilecek en iyi sistem,federasyon eli ile oluşturulmalı.

Bir ara bir laf vardı,70 milyonluk bir ülkeden bir Aurelio çıkartamıyormuyuz diye.Bu sistemle çıkartamıyoruz maalesef.Ve bu sisteme sahip olduğumuz sürece hem klüplerimizin hem de milli takımlarımızın başarıları saman alevinden öteye gidemeyecek.

Saygılar...

11 Ekim 2009 Pazar

Argentina










Higuain,Maradona,Palermo,Tanrı ve Arjantin.Alın şu kupayı dökülelim sokaklara ulan !

10 Ekim 2009 Cumartesi

Yoksun arkadaş !

No comment.

Forlan Galatasaray'da (!)

3+5 yıllık imzalamış,yarın milli takım kampına katılıyor oradan Sevilla deplasmanı yapıp gelecekmiş,derbiye yetişmesi bekleniyor.

09 Ekim 2009 Cuma

Bizimkiler

Uzun zamandır NBA hakkında post girmediğimizi farkettim. Gerçi şuan için önemli diyebileceğimiz bir olay da olmadı ama neyse.

Genel de Wolves hakkında post girdiğimi biliyorum, hatta eleştiride geldi ''yazacaksan herkesi yaz oğlum'' diye ama bilmiyorum, sanırım Wolves haberi olunca ''Yeni Kayıt'' butonuna tıklayasım geliyor.

Konuya gelirsek;

İlk haberimiz Deron Williams-Ricky Rubio ilişkisi hakkında. Özelde ne yaşadıklarını bilmem ama tüm NBA yorumcuları tarafından ''boş adam olacak'' olarak yorumlanan Rubio için Deron ''Hala çok genç bir oyuncu. Onun Avrupa'da yaşayacağı 2 yıllık tecrübe NBA kariyeri için olumlu olabilir. Ben onun büyük bir oyuncu olacağını düşünüyorum.'' demiş.

Takım arkadaşı Boozer ise biraz daha laf sokmuş sanki.

'NBA'de oynamadan önce bir çok oyuncu Avrupa'da iyi oynuyor ama onları NBA'de görmemiz lazım.'' diyerek, nefretimizi bir kez daha kazandı sanki?

Rubio konusunda baya post girdim, o yüzden yorum yapmayacağım hiç. Söven olursa da sövsün. :)

Diğer konu ise Al Jefferson-Kevin Love ilişkileri. Geçen sezon takıma katılmıştı Love bildiğiniz gibi. Genelde Love, Jefferson'un yedeği olarak kullanılıyordu boy ve savunma zaafı yüzünden. Ne zaman Jefferson sakatlandı, o zaman gerçek Love'u izlemiş olduk. Bu sene koç tayfası ne düşünüyor bilemiyoruz ama Jefferson şimdiden konuşmaya başlamış.

''Bu konuda çok düşündüm. Kevin kendini çok geliştirdi. Onun oyunda olması benim işimide kolaylaştırıyor. Ben ve Kevin bu takımın geleceği gibiyiz.'' diyerek kendince gerçekci konuşmuş Big Al.

Bence yanlış. Dediğim ve denildiği gibi. Love'un boy zaafı yüzünden Jefferson 5'e kaymak zorunda kalacak ki geçen sene olmadığını gördük yani. 5'e kayınca o herifte bile boy zaafı oluşuyor ve savunma gücü de düşüyor haliyle. Anca iyi bir savunmacı 3 numara ile kapatılır o zaaf ki bizde öyle bir savunmacı yok. Brewer bile çabalasada anca girer 3-4 sayı atar, 4-5 faulden maçı kenarda izler.

Bide sözlere takıldım ben. Biz bu takımın geleceğiyiz derken doğru konuşsa da söylememesi gerek bence. Hiç gerek yok bu tip şeylere.

Ha unutmadan;

GO WOLVES GO !

Dipnot:

Bu cenabet adamı ne diye koydum lan resim olarak?

# Pepsi



Ufaklık fena dans ediyor,gerçi şimdi abi diyeceğimiz yaştadır ama olsun,saygılar abimize.